“Öyleyse haçlarım senin ahlaksızlığını reddedecek.”
Kükrercesine bir patlamayla yedi haç birden devasa boyutlara ulaştı. Kamijou için bu manzara, haçların baktığı yöne doğru dört bir yanda dans eden azgın bir metal cehennemini andırıyordu. Sırtını yasladığı duvara sağ elini var gücüyle çarptı. Duvar anlık bir darbeyle parçalanıp geride küp şeklinde bir gedik bıraktı ve genç adam hiç vakit kaybetmeden bu boşluğa daldı.
Çat, küt, bam, güm! Çelik kirişleri andıran kalın haç uçları peş peşe zemine, duvarlara ve tavana saplanıp etrafı un ufak etti.
Kamijou yerde yuvarlanırken öfkeyle haykırdı. “Bok herif, kafana göre davranıp duruyorsun! Venedik’e istediğini yapmaya ne hakkın var sanıyorsun?!”
“Ne yazık ki tahminin yanlış. Amacım bambaşka.” Biagio, savrulan saldırıların ardından alçak sesle güldü.
“Ne?!”
“Sana bunu bedavaya anlatacak değilim. Bundan ne çıkarım olacak ki? Gerçi, en azından düşündüğünden çok daha ilginç olduğunu söyleyebilirim.”
Kamijou dişlerini sıkarak inledi, yuvarlanmanın verdiği ivmeyi kullanarak yeniden ayaklarının üzerine sıçradı. Sağ elini yumruk yaptı. Ardından kaçış rotası boyunca geri dönerek aradaki mesafeyi tek hamlede kapatmak amacıyla Biagio’ya doğru koştu.
Fakat daha hedefine ulaşamadan Biagio vaazına devam etti. “Şimdi, haçların pek çok anlamı vardır ancak bunların çoğu Tanrı’nın Oğlu öldürüldükten sonra eklenmiştir. Haçlar elbette ondan önce de mevcuttu, fakat eski çağlardaki işlevleri Haçizm tarafından neredeyse tamamen silindi; ne de olsa ahlaksız kâfirlerin gelenekleriydi.” Göğsündeki onlarca haç arasından gözüne kestirdiği bir tanesini seçti ve parmaklarını tedirginlikle üzerinde gezdirdi. “Tüm bunların arasında, o geçmiş nesillerden günümüze ulaşabilen tek bir şey var. Dinler tarihindeki en eski kullanım biçimi ve Haçizm’in en mühim figürü olan Tanrı’nın Oğlu ile doğrudan bağlantılı olan tek işlev. O da…”
Kamijou sağ eliyle aralarında duran devasa haçı parçaladı. Biagio’ya erişmesine sadece bir adım kalmışken, gösterişli giyimli adam göğsündeki haçı koparıp başının üzerine kaldırdı.
“…bir idam aracı olmasıdır.”
Biagio’nun sesi alaycıydı; derinden geliyordu ama en ufak bir ciddiyetten uzaktı.
“Simon, Tanrı’nın Oğlu’nun haçını taşır.”
Sendeledi.
Bu sözleri duyduğu bir an içinde Kamijou’nun görüşü fırıldak gibi dönmeye başladı.
“…Ha?”
Sağ omzunun yakınında sert bir darbe hissetti. İçine keskin bir acı saplandı. Başını iki yana salladı; bütün görüşü bulanık bir fotoğrafa dönmüştü. Ancak yanağına çarpan soğuk ve sert zemini hissettiğinde yan yattığını fark edebildi. Zihninin az önce gerçekleşen olayı kavraması birkaç saniye sürdü.
Ne… oluyordu? Biri ona saldırmış mıydı? Fakat kendine tam olarak ne yapıldığını bile anlayamıyordu. Şimdiye dek en azından saldırıya uğradığını bildiği için savunma yapabiliyor, tehlikeden sıyrılabiliyordu. Şimdi ise durum farklıydı. Saldırının nereden ve ne zaman geldiğini bile kestiremiyordu.
Kesin ölüm. Bu kelimeler allak bullak olmuş zihninin kuytularına kazındı.
Ayağa kalkmaya çalıştı fakat kollarında zerre güç kalmamıştı. Karnının üzerine dönüp kendini yukarı itmeyi denedi, ancak acizce yere yığıldı.
Zihni bomboştu. Dikkati dağılsın istercesine, kulaklarında hafif, madeni bir çınlama yankılanmaya başladı.
Ses, havada birbiriyle çarpışan onlarca haçtan geliyordu.
“Bu haçlar ahlaksızlığın reddini simgeler.”
Alçak ses tonuna, durmaksızın ezilen etlerin ve parçalanan buz zeminin çatırtısı eşlik etti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.