Küt!
Taze kan çevreye saçıldı.
Oriana, elinden futbol topu büyüklüğünde devasa bir buz küresi fırlatmıştı. Küre elinden çıkar çıkmaz infilak etti ve yatay bir yelpaze şeklinde keskin şarapnel yağmuru başlattı.
Bıçak fırtınası, yerde yatan Kamijou’nun başının hemen üstünden sıyırıp geçti.
Ve arkasındaki Stiyl Magnus’u delip geçti.
Keskin bıçakların ete saplanma sesi tuhaf bir şekilde sert ve boğuktu.
Belki de kemiklerini de kırdığı içindi.
Stiyl, cansız bir bebek gibi dizlerinin üzerine çöktü, sonra yüzüstü yere kapaklandı. Altından kan sızmaya başladı. Innocentius acı içinde kıvrandı, ardından her yöne dağılarak infilak edip gözden kayboldu.
Tek bir kelime etmedi.
İnlemedi bile.
“Sti...”
Kamijou inanmaz gözlerle başını kaldırdı.
“Stiiiiiiiyl!!”
“Nereye gidiyorsun?”
Kamijou, Stiyl’a doğru koşmaya yeltendiğinde bir ses onu durdurdu.
Arkasını döndü. Yedi metre ötede Oriana duruyordu. Elinde bir not kartını sımsıkı kavramıştı.
“Rakibin... tam karşında duruyor çocuk...”
“Sen... sen...”
Bunu bilinçli yapmıyordu ama kelimeler yine de ağzından döküldü.
Gökyüzündeki morluk, gecenin koyu mavisine dönüyordu. Takımyıldızların belirmesine çok az zaman kalmıştı. Sıradan birinin gözleri güneşin tam olarak ne zaman batacağını kestiremezdi ama Croce di Pietro beş dakika içinde kullanılabilir hale gelecekti.
Şu an en çok endişelenmesi gereken şey buydu.
“Beni rahat bırak artık! Daha kaç kişiyi yaralaman gerekiyor, seni piç?!”
Touma Kamijou’nun ağzından çıkan ilk haykırış bu oldu. Kelimeler üzerinde düşünemeden dökülmüştü. Stiyl’ı öylece bırakamazdı. Ama Oriana ona ilk yardım yapacak zamanı tanımayacaktı. Bu da engeli ortadan kaldırması gerektiği anlamına geliyordu.
Oriana ona gülümsedi. “İnsanları canım istediği için incitmiyorum.” Yüzündeki o gevşek ifade gitmiş, yerini gergin bir ciddiyet almıştı. “Bu yüzden savaşıyorum zaten. Sana saçma geliyor olabilir ama benim de kendime göre bir amacım var. Hadi bakalım çocuk. Akademi Şehri’ni savunacak tek figür sensin. Seni de ortadan kaldırırsam görevim bitecek. Sonra Roma Ortodoks Kilisesi’nin Croce di Pietro’su hayalini kurduğum dünyayı yaratacak...”
“Amaç mı...? Beni rahat bırak...” Kamijou iki elinin on parmağını da sıktı. “Kendi geleceğine başkasının karar vermesine izin veren sensin. Öyle yüksekten konuşup durma. Fukiyose bayıldı. Himegami neredeyse ölüyordu. Tsuchimikado’nun kolları ve bacakları mahvoldu. Stiyl benim için kalkan oldu! Tüm bunların senin niyetin olmadığını mı söylüyorsun? Sadece kilise ne dediyse onu mu yapıyordun?! Ve bu sığ fikirlerinle başkalarının mutluluğunu ellerinden almalarına izin mi veriyorsun?!”
“Bak şimdi...” dedi Oriana sessizce, mesafeyi dikkatle ayarlayarak. Bunu rahat olduğu için değil, elinde kalan azıcık enerjiyi korumak için yapıyordu. “...Kimin olduğu umurumda değil. Roma Ortodoks Kilisesi olması şart değil. Kime itaat ettiğimin bir önemi yok. Bu bir siyasetçiyi seçmek gibi. Senin gibi bir çocuğun bunu anlaması zor olabilir. Ama siyasetçilerin ünlülerden farkını bilirsin, değil mi? Bir siyasetçiyi onu sevdiğin için seçmezsin. Eğer beni mutlu edeceklerse, nereli oldukları veya ne kadar yüksek bir mevkide oldukları umurumda olmaz.”
Konuşurken nefesi sığ ve düzensizdi, sanki her an kan kusacakmış gibiydi. Oriana Thomson’ın kişisel bir hedefi olmadığı söylenemezdi; sadece bu hedefe ulaşmak için kime boyun eğmek zorunda olduğunu umursamıyordu.
“Dürüst olmak gerekirse, seve seve Akademi Şehri’nin tarafını tutardım. Ama büyü gruplarıyla bağlantılarım var, bu yüzden onlarla birlikte hareket etmem tesadüf oldu... Çünkü Croce di Pietro’nun hedeflerime ulaşmamı sağlayacağı söyleniyor.”
Oriana mesafeyi kollarken, Kamijou pervasızca ona doğru bir adım attı. “Hedeflerin mi? Ne yani, dünyayı fethedip lanet olası bir imparariçe falan mı olacaksın?”
Aralarındaki duruş farkına bakıp hafifçe gülümsedi kadın. “Buna benden üsttekiler karar verir. Kime itaat edersem edeyim mutsuz olmayacağım. Eğer benim yaşam tarzımı koruyacaklarsa, kontrolün kimde olduğu umurumda değil. Dinle çocuk. Bu gezegende kaç tane ilke, konum, inanç, ideal, doğru, yanlış, beğeni ve nefret olduğunu sanıyorsun?”
“...”
“Cevap: Çok fazla. Hem de haddinden fazla. Sayamayacağın kadar çok. Hristiyanlık temelli o inanç çerçeveleri bile... Herkes kendi mezhebini kendine göre yorumluyor, bu da her bir bireyin kendine has, ince ayarlı değer yargıları olduğu anlamına geliyor. Tıpkı Roma Ortodoksluğu’nun Oriana Thomson versiyonu gibi.”
Oriana not kartlarını ezecek kadar sertçe sıktı. Sonra Kamijou’ya ayak uydurarak o da bir adım öne çıktı.
“Çocuk, dışarıda hayal bile edemeyeceğin sonuçlar var. Otobüste ikinci kattaki koltuğunu yaşlı bir kadına verebilirsin ama o koltuğun altında bir teröristin yerleştirdiği bir büyü olabilir. Kaybolmuş bir çocuğu yanına alıp kiliseye götürebilirsin, sonra onun İngiliz Püriten Kilisesi’nden kaçan bir büyücü olduğunu ve saçından sürüklenerek Londra Kulesi’ne götürüldüğünü öğrenirsin. Olan biteni ancak iş işten geçtikten sonra anlarsın. Bugün bile... Ağaç dalına takılan bir balonu biri için kurtardım ama bu gerçekten o kişinin mutluluğuyla mı ilgiliydi? Artık kestiremiyorum.”
Kelimeler ağzından döküldükçe, sanki onların gücüyle itiliyormuş gibi bir adım daha yaklaştı.
Aralarında altı metre vardı.
“Hayal edebiliyor musun çocuk? Her şey bittikten sonra, bu dünyada böyle tuzaklar olduğunu öğrenen birinin neler hissettiğini? Her şeye rağmen harekete geçmek zorunda kalıp, sonra insanların hala gözlerinin önünde incitildiğini görmenin nasıl bir duygu olduğunu? Ne yaparsa yapsın yanlış. Ama hiçbir şey yapmazsa o da yanlış. O zaman ne yapmam gerektiğini sanıyorsun?”
Touma Kamijou bu sözleri dinledi. Ve bir adım daha attı.
Aralarında beş metre vardı.
“Sence de tuhaf değil mi? Komşusunu sevenlerin, hemen yanındakini bile koruyamaması... Bu yüzden bir şey arıyorum; benden üstte duracak birini. Bu gezegende bir yerleri yöneten, adını ve yüzünü bile bilmediğim birini.”
Oriana dişlerini sıktığını fark etti. İçindeki acıyı söküp atmak istercesine bir adım daha attı.
Aralarında dört metre vardı.
“Kimin olduğu umurumda değil. İstediğim tek şey, gezegendeki tüm o darmadağın düşünceleri ve değerleri kusursuz bir şekilde yönetecek biri.”
Oriana Thomson’ın hedefi buydu; tüm nezaketi önemsiz bir tesadüf yüzünden suistimal edildikten sonra bir daha asla ihanete uğramamak. Böyle bir ihanetin yanındakileri bir daha incitmesine izin vermemek.
Ancak bu hedef çok büyüktü ve Oriana bunu tek başına yapamazdı. Bu yüzden her şeyi daha güçlü, daha yüksek ve daha yetenekli birine emanet etmeye çalışıyordu.
Mutlak bir referans noktası... Öyle ki, o tesadüflerin yarattığı yanlış anlaşılmalar, hatalar ve zıt görüşler bir daha asla trajedi doğurmasın.
“Onları koruyacağım.” Durdu; sanki değinmesi gereken tüm unsurları anlatmış gibiydi. “Bu yüzden Akademi Şehri’nin kontrolünü ele geçirmek için Croce di Pietro’yu kullanacağız. Bu sayede tüm o darmadağın, kopuk duygular tek bir vücut olacak.”
Artık daha fazla ilerleyemeyeceğini ima ediyordu. Amacı doğruydu ve eğer birçok insanı kurtaracaksa, buna karşı çıkmanın bir yolu yoktu. Kelimelere dökülmeyen bu düşünceyle, bir duvar gibi orada dikiliyordu.
Ama...
“Bütün amacın bu mu?”
...Kamijou bir adım daha yaklaştı.
Aralarında üç metre vardı.
“O zaman gerçekten ucuz birisin. Bir kötü adam değilsin ama haklı denecek kadar bir değerin de yok. Böyle ezik bir ‘amaç’ için Akademi Şehri’ndeki herkesi sana vermemi mi istiyorsun? Bu delilik. Bunu asla kabul etmem.”
“Sen... ne dedin...?” Oriana’nın kaşları, sanki üzerine ağır bir yük binmiş gibi çatıldı. Bu küçük hareket, özenle inşa ettiği o sakin ifadeyi yıkmaya başlıyordu. “Çocuk, bunu sadece görmediğin için söyleyebiliyorsun. Bu bir kin, bir çığlık, öfkeli bir haykırış, hatta kurtarılmak isteyen birinin sesi bile değil... Sen daha önce saf bir çaresizliğin yüz ifadesini hiç görmemişsin! On yaşındaki bir çocuğun hiçbir umudu kalmadığında! Yüz yaşındaki bir adamın hiçbir umutsuzluğu bile kalmadığında! Öylece durup, çevrelerindeki her şeyin yerle bir oluşunu izlemekten başka bir şey yapamadıklarında! Sen bunu hiç görmedin!!”
“Yine de.” Kamijou bir adım daha atarak sözünü kesti.
Aralarında iki metre vardı.
“Bu, Akademi Şehri’ne istediğin gibi saldırmanı haklı çıkarmaz. Başka birinin iyiliği için diğer insanları basamak olarak kullanmayı bir mantığa oturtamazsın. Asla.”
Orsola Aquinas adında genç bir kadın vardı.
Rahibe Agnes Sanctis geçmişte onun, inancı medeniyetten uzak topraklara yaymakta özellikle iyi olduğunu söylemişti. Bunun sebebi muhtemelen Orsola’nın, herkesin huzur içinde birlikte yaşayabilmesi için darmadağın inançlar, ilkeler ve idealler arasında en küçük bir bağ kurmak için bile çok çabalamasıydı.
Motoharu Tsuchimikado adında genç bir adam vardı.
Birisi ne kadar çabalarsa çabalasın, toplumun tüm parçalarını asla tam olarak birleştiremeyeceğini muhtemelen biliyordu. Bu yüzden Akademi Şehri’nin ve İngiliz Püriten Kilisesi’nin gölgelerinde çalışıyor, hayatını farklı görüşlere sahip iki toplumun çarpışmasından doğan sürtünmeyi az da olsa azaltmaya adıyordu.
Yöntemleri farklı olabilirdi. Ama hepsi orada yaşayan insanları korumaya çalışıyordu.
Düşünceler; din veya ulusal sınırlar gibi saçma çizgilerle birbirinden ayrılmazdı. Eğer değerlerin ve ilkelerin seni sen yapıyorsa, o zaman herkes bunlara sahipti. Elbette arada sırada sorun çıkarabilirlerdi ama diğer yandan, uğruna sorun çıkarılacak kadar değerliydiler. Kamijou, herkesin taviz vermeyeceği bir veya iki şeye sahip olmasının normal olduğunu düşünüyordu.
Orsola ve Tsuchimikado bunun farkında oldukları için başkalarının bölgesine müdahale etmeye kalkışmamışlardı. Başka birinin mahremine zorla girebilir, her şeyi yakıp yıkabilir ve işleri eşitlemek adına orayı kendileri için en uygun şekle sokabilirlerdi. Ancak bu, kendi arzularından ödün vermeleri anlamına gelirdi; bu yüzden başkalarının fikir ve ilkeleriyle kendi yöntemleriyle yüzleşmeyi seçmişlerdi.
Kamijou da konuştu. Çünkü bunlar acı çekerek ulaştığı kendi değerleri, kendi ilkeleri ve kendi fikirleriydi.
“Sahip olduğun o sorunlar herkesin hissettiği şeyler. Ve herkesin bunlarla başa çıkmak için kendine has bir yolu var. Sırf büyük bir amacın var diye yaptığın her şeyin kayıtsız şartsız doğru olduğu anlamına gelmez bu.”
Konuşurken yumruğunu sıktı ve ileri atıldı.
Aralarında sadece bir metre kalmıştı.
“İnsanların ilkelerinin, konumlarının veya değerlerinin birbiriyle çatışması hakkında pek bir şey bildiğim söylenemez. Bunları kafamda oturtmak benim için biraz karışık. Ama Stiyl’ın ya da Tsuchimikado’nun zarar görmesini istemiyorum. Index, Himegami ve diğer herkesle gece geçit törenine gitmek istiyorum. Mavi Saçlı ve Komoe Hoca ile Daihasei Festivali etkinliklerinde iyi vakit geçirmek istiyorum. Eğer sen tüm bu duyguları tek tipleştirmeye çalışacaksan, ben de onları sahip olduğum her şeyle koruyacağım.”
Yumruğu zaten menzile girmişti.
“Yaptığım her şey her zaman istediğim gibi gitmiyor. Agnes meselesinde kendi yaptıklarım yüzünden ben de darbe aldım. Ama neden orada durup pes edeyim ki?! Eğer başarısız olursam, eğer yüzüstü yere kapaklanırsam, kendimi yerden kaldırmadan yola devam edemem! O yüzden ayağa kalk ve bir şeyleri tekrar korumaya çalış! Sonuç berbat olsa bile, duyguların seni yarı yolda bıraksa bile, tekrar ayağa kalkıp herkesi o bataklıktan çekip çıkarmalısın! Önemli olan sonunda herkesin gülümsemesi ve mutlu olması değil mi?! O yüzden başkalarının hayatını yolun ortasında camdan dışarı fırlatıp atma, kahretsin!”
Ve sonunda, Kamijou Touma şunu sordu:
“Hangisini seçeceksin Oriana Thomson? Bir kez başarısız oldun diye her şeyi başkasına bırakmayı mı? Yoksa her şeye rağmen başarısız olduğun o insanlara elini uzatmaya devam etmeyi mi?!”
Oriana kısa bir kahkaha attı.
Bu, az önceki tehlikeli ve çılgın bakışlardan uzak, tamamen normal bir gülüştü.
Ardından derin bir nefes aldı.
“!!”
Tek bir hareketle, dişleriyle bir hafıza kartını kopardı ve parçaladı.
Bir büyü devreye girdi ancak Kamijou, ne olduğunu anlamaya bile çalışmadan sağ yumruğunu savurdu.
Aralarında bir patlama meydana geldi ve Yetenek İptal Edici’nin gücüyle bu enerji dağıldı. Patlamanın etkisiyle etrafa soluk mavi parıltılar saçıldı. Kamijou elinde olmadan birkaç adım geri savruldu. Oriana da geriye doğru zıplayarak arayı açtı.
Mesafe yeniden üç metreye çıkmıştı.
Oriana elindeki kartları ağzına götürdü. Fakat bu sefer sadece tek bir kartı parçalamakla yetinmedi. Tüm sayfaları metal halkadan kurtarmıştı.
Düzinelerce sayfayı aynı anda serbest bıraktı. Elindeki tüm kağıtları yana doğru savurdu.
“Bunu bitirme vakti geldi.”
Bir kağıt fırtınası koptu.
Yatay bir çizgi halinde, bir kılıç gibi savrulan fırtınanın üzerinde harfler belirdi.
Siyahla yazılmış bu harfler şöyle diyordu: SEMBOLÜN TAMAMI.
“Vücudumdaki her yetenek üzerine emrediyorum...”
Sanki bu söze karşılık verir gibi, kağıt fırtınası bembeyaz bir patlamaya dönüştü. Tüm o parlak ışıklar, şekli bozulan erimiş bir şeker gibi Oriana’nın sağ kolunda toplanmaya başladı. Patlamanın ışıkları, Oriana’nın güçlü emişine karşı koymaya çalışarak orada kalmak için direniyor, çekilen kalın bir lastik tabakası görüntüsü oluşturuyordu.
Sağ elini arkasına doğru savurdu.
“...Zihni ve bedeni serbest bırakın ve önümdeki düşmanı yok edin!”
Ardından, bir şeyi fırlatacakmış gibi geniş bir hareketle Kamijou’ya doğru şiddetli, beyaz bir patlama gönderdi.
Oriana muazzam bir kükreme duydu!
Beyaz ışıklar uzayarak, yana doğru savrulan şeritler halinde şekillerini koruyordu. İlerlerken net bir formda kalmıyor, belirsizliğini korumak için sürekli dış hatlarını değiştiriyordu. Buna eşlik edercesine, patlayıcı ışıkların temas ettiği yakındaki hava inanılmaz bir hızla gazaba geldi. Ya ışık ya da yerçekimi bükülüyordu; arkadaki manzara bile tanınmaz hale gelmişti.
Bu beyaz ışıklar aslında devasa bir çekim kuvvetiydi. Işık halkasına temas eden her şey sorgusuz sualsiz içine çekiliyor, ardından müthiş bir baskı ile eziliyordu. Olay bundan ibaretti. Ezilen nesneler o kadar büyük bir hızla sıkışıyordu ki sanki ışık tarafından yutuluyor gibi görünüyorlardı.
Çevredeki gazlar ve boşlukta kalan hava çılgına döndü. Başta var olan ışık ve yerçekimi bile bu anaforun içine hapsolmuştu. Bu, kesinlikle her şeyi öldürecek bir silahtı.
İşte bu kadar. Kalan tüm sayfalarını harcayarak oluşturduğu bu en güçlü büyüyle saldırırken yüzünde mağrur bir gülümseme belirdi. Işık kütlesi sağdan geliyor, Kamijou’nun gövdesine yandan çarpmak üzereydi. Asfaltın fırtınaya kapılıp ışıkların içinde parçalanışını izledi. Şimdi bitti bu iş!
Genç çocuk, saldırıyı engellemek için sağ elini korkusuzca yana doğru savurdu.
“Raaahhhhhhhhhhh!”
Gerçek bir kükreme koyuverdi. Elini vurduğu anda, o göz alıcı beyaz ışık, kırılan bir camın sesiyle paramparça oldu.
Hemen ardından, bir püskürme sesini andıran o gürültü duyuldu...
Küt.
Beyaz ışığın sıkıştırdığı her şey aynı anda dışarı fırladı.
“?!”
Bu beklenmedik gelişme Kamijou’nun zihnini allak bullak etti.
Örneğin hava. Tek bir noktaya sıkıştırılmış gazlar, patlayan bir balondaki delik gibi her yöne doğru boşaldı. Normal hallerine dönmeye çalışan bu gazların yarattığı şok dalgası Kamijou’ya şiddetle çarptı.
Örneğin asfalt. Muazzam baskı, taş parçalarını bezelye büyüklüğünde pelletlere dönüştürmüştü ve şimdi bunlar patlamış mısır gibi orijinal boyutlarına şişiyorlardı. Kütlelerini bu kadar ani bir şekilde geri kazanan bu taşlar, ısı dalgasının üzerinde mermi gibi uçuşmaya başladı.
Taşlar bir fırtına gibi etrafta uğulduyordu.
Çat diye boğuk bir ses geldi; yumruk büyüklüğünde bir asfalt parçası Kamijou’nun sağ elinden sekmişti. Daha acıyı hissedemeden yan tarafına, göğsüne ve uyluğuna daha fazlası çarptı. Ardından bir tanesi tam kafasının yan tarafına isabet ettiğinde, acı duyusu bile bir anlığına devre dışı kaldı.
O... Yetenek İptal Edici’nin büyüyü sileceğini biliyordu, öyle mi?!
“Gaaahhhhh!”
Kan fışkırdı. Derisinin yırtıldığını hissetti. Neredeyse yana doğru devrilecekti. Görüş açısının kaydığını fark edebiliyordu ama vücudunu bunu düzeltecek şekilde nasıl hareket ettireceğini kestiremiyordu. Kadın, çocuğun zihnini darmadağın ediyordu. Ardından, tüm kartlarını tüketen Oriana, son darbeyi indirmek için doğrudan üzerine atıldı. Kamijou’nun kemiklerini büyüyle değil, kaya gibi sertleşmiş yumruğuyla kırmak niyetindeydi.
Bacaklarındaki güç çekilmeye başladı.
Ayakta durmak bile zorlaşıyordu.
Bu haldeyken Oriana’nın saldırısını ne engelleyebilir ne de ondan kaçabilirdi.
Eğer kadın bu hamleyi tamamlarsa, Kamijou’nun bedeni kesinlikle paramparça olacaktı.
Kahretsin... Kahretsin...
Seiri Fukiyose bir şeyler söylemişti.
Şu yarışmanın başarılı olması için birazcık olsun çaba gösteremez misin?
Aisa Himegami bir şeyler söylemişti.
Komoe Hoca ve Stiyl’ın kavga etmesini engellemeni istiyorum.
Stiyl Magnus bir şeyler söylemişti.
Çok bir şey bekleme.
Motoharu Tsuchimikado bir şeyler söylemişti.
Onları orada yakalayıp bu işe bir son vereceğiz.
Her birinin farklı istekleri vardı ve hepsinin yüzünde, kalplerinde Daihasei Festivali için Akademi Şehri’ne gelmiş insanların gülümsemesi vardı. Duygularının kapsamı veya derecesi ne olursa olsun, herkes bu yaşam biçimini korumaya çalışıyordu.
Touma Kamijou’nun kendisi de bir şeyler söylemişti.
Kanlar içinde yere yığılmış olan Aisa Himegami’ye, gece geçit töreni başlamadan önce hastaneye gideceğini söylemişti. Bu onun kararlılığının kanıtıydı. Bu büyücüyle hesaplaşmak her şey demek değildi. O, sonrasında kendisini bekleyen biri için savaşıyordu.
Bu, bu olay sırasında ona düşüncelerini söyleyen tüm o insanların iradesiydi.
İzin vermeyeceğim...
Bilinci bulanıklaşırken, Kamijou arka dişlerini sıktı.
Sıkıca.
...Tüm bunların burada boşa gitmesine izin vermeyeceğim, kahretsin!
“Gah... aaahhhhh!”
Nihayet bacakları hareket etti. Yana kayan görüşü, altındaki zemin tarafından desteklenerek sonunda düzeldi.
Tam karşısında Oriana Thomson vardı. Yumruğunu ona geçirmek üzereydi.
“Bekle... Ne?!”
Kadının gözleri şaşkınlıkla irileşti. Muhtemelen bir kontratak yiyeceği ihtimalini aklına bile getirmemişti. Kendini tamamen saldırıya odaklamıştı; bu da onu savunmasız bırakmıştı.
Zihni puslu olsa da sağ yumruğunu sıkmak için elinde ne varsa kullandı. Bir daha asla açılmayacakmışçasına sıkı ve sert bir şekilde.
Bir an sonra.
Yumrukları havada kesişti.
Kamijou’nun darbesi tam Oriana’nın yüzünde patladı.
Büyücünün bedeni şiddetle geriye savruldu ve yere serildi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.