Kırılan Zincirler

Çatırt! Kulakları tırmalayan müthiş bir gürültü koptu ve Index’in gözlerindeki mühürler hızla genişledi. İki metre çapındaki iki büyü çemberi, genç kızın yüzünün önünde üst üste gelerek konumlandı. İki gözünün de önünde sabitlenmişlerdi; Index başını hafifçe hareket ettirdiğinde çemberler de onunla birlikte döndü.

Index, insan zihninin idrak edemeyeceği bir şeyler mırıldandı.

Odağı Index’in gözleri olan iki büyü çemberi bir an parıldadı, ardından büyük bir gürültüyle patladı. Sanki havadaki tek bir nokta, tam da Index’in alnının ortası infilak etmişti. Her tarafa yıldırımlar saçan yüksek gerilimli bir akım patlamasını andırıyordu.

Ancak bu kıvılcımlar mavi ya da beyaz değildi. Saçılan yıldırımlar kapkaraydı.

Bilim dışı gelebilirdi ama bu çatlaklar resmen uzayın kendisini yırtıyor gibiydi. Çatırt! İki büyü çemberinin kesiştiği noktadan çıkan siyah yarıklar, kurşun yemiş bir cam gibi havada süzülerek odanın köşelerine kadar uzandı. Sanki hiç kimsenin Index’e yaklaşmasını istemiyormuş gibi tek bir set oluşturdular.

Ardından, bu yarıkların içi sanki orada bir şey varmış gibi şişmeye ve zonklamaya başladı.

Yarı açık duran kapkara yarıkların arasından vahşi bir canavarı andıran bir koku yayıldı.

Kamijou bir an duraksadı.

Zihninin derinliklerinde feryat eden şey ne mantıktı ne de akıl yürütme. Çok daha temel, içgüdüye çok daha yakın bir çığlıktı bu. O yarıkların içinde tam olarak ne olduğunu bilmiyordu ama çıplak gözle oraya bakmanın bile tüm varlığını yok edeceğine dair derin bir hisse kapıldı.

Kamijou tir tir titriyordu.

Çatlaklar büyüdükçe büyüdü ve içindeki şeyin yaklaştığını hissetti. Yine de hareket edemiyordu. Titriyor, ürperiyor ve kalbi deli gibi çarpıyordu çünkü...

Çünkü bunu yenebilirse...

...Index’i başka kimseden yardım almadan, tek başına kurtarmış olacaktı.

Kamijou keyiften kahkahalar atmaya başladı.

Korkmak mı? Neden korkacaktım ki? Bunu o kadar uzun zamandır bekliyordum ki. Serserileri bile deviremeyen, sınavlardan yüksek almama yaramayan, kızların gözünde beni popüler yapmayan bu işe yaramaz sağ elle yaşayıp gidiyordum.

Ama yine de benim yüzümden bir kızın sırtı boydan boya yarıldığında... İyileşme büyüsünü bozacağım söylenip apartman dairesi dışına fırlatıldığımda... O tel kullanan samuray beni evire çevire dövdüğünde...! Çaresizliğime lanet okumuş ama yine de bu kızı kurtarabilmek için dua edip durmuştum!

Bir hikayenin kahramanı olmak falan istemiyordum.

Sağ elimde uyuyan güç, hikayenin kendisini bile yok edebilirdi!

Sadece dört metre.

Ona bir kez daha dokunarak her şeyi bitirebilirim!

Kamijou yarıkların arasına, arkada bekleyen Index’e doğru atıldı.

Sağ yumruğunu sıktı.

Bu acımasız hikayenin sonunu, o aptal ve sonsuz döngüyü yok etmek için yaptı bunu.

Aynı anda, kulak tırmalayan başka bir çığlıkla birlikte yarıklar tek bir anda genişleyip açıldı.

Odanın bir köşesinden diğerine uzanan devasa yarıkların içinden bir şey belirdi.

Kulakları sağır eden bir kükreme eşliğinde, zifiri karanlık derinliklerden bir ışık sütunu fışkırdı.

Yaklaşık bir metre çapında, lazerden fırlatılmış bir ışına benziyordu. Yüzü eritecek kadar sıcak olan bembeyaz ışık üzerine doğru fırlatıldığı an, Kamijou tereddüt etmeden hırpalanmış sağ elini yüzünün önüne siper etti.

Kızgın bir saca bastırılan etin çıkardığı sese benzer güçlü bir tıslama duyuldu.

Ama canı acımadı. Sıcak değildi. Işık sütunu sağ eliyle çarpıştığı an, görünmez bir duvara çarpıp her yere dağılan bir yangın hortumundan fıskıran tazyikli su gibi etrafa saçıldı.

Ancak Kamijou ışık sütununu tamamen yok edemedi.

Tıpkı Stiyl’ın büyücü avcısı kralı Innocentius gibi, ne kadarını yok ederse etsin arkası kesilmiyordu. Ayakları tatami üzerinde yavaş yavaş geriye doğru kaymaya başladı ve üzerindeki baskı yüzünden sağ kolu kopacak gibi oldu.

Hayır... Bu hiç de ona benzemiyor... Ne?!

Sağ elinin kopmasına ramak kaldığını hisseden Kamijou, hemen sol eliyle sağ bileğini kavrayarak destek verdi. Sağ avucunda korkunç bir acı patladı. Büyü tenini kesiyordu... Sağ elinin yeteneği bu hıza yetişemiyordu ve ışın her saniye Kamijou’ya bir milimetre daha yaklaşıyordu.

Bu sadece miktar meselesi değil...! Sanki her bir fotonun kendine has özellikleri var!!

Belki de Index, 103.000 büyü kitabının her birini kullanarak aynı anda 103.000 büyü yapıyordu. Her bir cilt kesin bir ölüm demekti ve o hepsini birden kullanıyordu.

Apartman dairesi kapısının dışından gelen patırtıları duydu.

Bir şeylerin ters gittiğini anladıkları an, iki büyücü kapıyı kırarak odaya daldı.

“Lanet olsun! Ne yapıyorsun sen?! Neden bu nafile şeyde ısrar ediyorsun—”

Stiyl’ın ona bağırdığını duydu ama büyücünün nefesi sanki sırtına yumruk yemiş gibi yarıda kesildi. Gözünün önündeki ışık sütununu ve bunu serbest bırakanın Index olduğunu gördüğünde yüzündeki tüm kan çekildi.

Kanzaki ise... Daha önce o kadar mesafeli ve güçlü görünen Kanzaki, bu manzara karşısında donakaldı.

“...D-Ejderha Nefesi... İnanamıyorum. Zaten en başta nasıl büyü yapabiliyor?!”

Kamijou onlara dönüp bakmadı.

Zaten böyle bir seçeneği yoktu ve artık gerçeklerden ya da Index’ten gözlerini kaçırmak istemiyordu.

“Hey, bunun ne olduğu hakkında bir fikriniz var mı?!” diye bağırdı, dosdoğru ileriye bakarak. “Adı ne? Şekli ne?! Zayıf yönü ne?! Bana hemen her şeyi tek tek açıklayın!!”

“...Ama, şey... Ne...”

“Çok can sıkıcısınız! Sadece bakarak anlayamıyor musunuz?! Index büyü kullanabiliyor, yani kilise size yalan söyleyip büyü yapamayacağını iddia ediyordu!” Kamijou enerji mızrağını savuştururken tartışmaya devam etti. “Evet, doğru! O ‘Index’in hafızasını her yıl silme’ olayı da koskocaman bir yalandı! Kilisenin büyüsü onun zihnini sıkıştırıyordu, yani bu şeyi yok edersem artık hafızasını silmeye gerek kalmayacak!!”

Kamijou’nun ayakları milim milim geriye kaymaya devam ediyordu.

Işık sütununun şiddeti, tatamiye gömdüğü ayak parmaklarını koparmak istercesine iki katına çıktı. Tam bir kabustu.

“Sakinleşin! Mantıklı düşünün! Kilisenin sizin gibi ayakçılara tüm gerçeği söyleyeceğini mi sandınız?! Bu berbat Index sistemini kuranlar onlar! Önünüzdeki gerçekle yüzleşin, inanmıyorsanız gidin Index’e sorun!!”

Hâlâ şaşkınlık içinde olan iki büyücü, yarıkların arkasında duran kıza baktı.

“...Saint George Kutsal Alanı’nın davetsiz misafir üzerinde gözlemlenebilir bir etkisi yok. Alternatif tekniğe geçiliyor. Yakanın korunması için davetsiz misafiri yok etme girişimine devam ediliyor.”

Bu, iki büyücünün tanımadığı Index’ti.

Bu, kilisenin onlardan sakladığı Index’in ta kendisiydi.

Stiyl öfkeden dişlerini gıcırdattı ama bu sadece bir an sürdü.

“...Fortis931.”

Siyah cüppesinin kıvrımlarından binlerce kart fırladı.

Her birinin üzerinde alev rünü kazınmış olan kartlar bir kasırgaya dönüşerek anında zemini, tavanı ve duvarları kapladı. Tıpkı vücudu dövmelerle kaplı kulaksız Hoichi gibiydiler.

Ama bunlar Kamijou için değildi.

Stiyl, elini Kamijou’nun sırtına koydu... Index’i kurtarmak için.

“Senin belirsiz ihtimallerine ihtiyacım yok. Hafızasını silersek en azından şimdilik hayatını kurtarabiliriz. Bu hedefle arama giren herkesi öldürürüm. Önüme çıkan her şeyi yok ederim! Bu kararı çok önceden verdim ben!”

Kamijou’nun sürekli geriye kayan bacakları birden durdu.

Ayak parmaklarını daha da derine gömerken altındaki tatami inanılmaz baskı altında gıcırdadı.

“Şimdilik mi?” Arkasına dönmedi. “Hadi oradan, saçmalık bu! Bunun bir önemi yok! Mantığa ya da açıklamalara ihtiyacım yok! Bana sadece şunu söyle büyücü!!”

Nefes aldı.

“...Index’i kurtarmak istiyor musun?!”

Büyücü yutkundu.

“İkiniz de bunu bekliyordunuz, değil mi? Onun hafızasını almak zorunda kalmayacağınız, ona düşman olmak zorunda kalmayacağınız bir yol... Herkesin yüzünün güleceği o en büyük ve nihai mutlu sonu!”

Işını uzak tutmak için zorlanan sağ bileğinden rahatsız edici bir çatırtı yükseldi.

Ama Kamijou pes edemezdi.

“İşte beklediğiniz o büyük dönüm noktası! Bu, kahraman ortaya çıkmadan önceki boş bir diyalog değil! Başrol oyuncusu gelene kadar zaman kazanmaya çalışmıyorum! Başka kimse, başka hiçbir şey yok! Bu kızı kendi ellerinizle kurtaracağınıza dair söz vermemiş miydiniz?!”

Çat! Sağ işaret parmağının tırnağı yarıldı ve taze yaralardan kıpkırmızı kan fışkırdı.

Ama Kamijou yine de vazgeçmek istemiyordu.

“Her zaman başrol olmak istiyordun! Kitaplarda ve filmlerde gördüğün, tek bir kızı korumak için canını ortaya koyan o büyücü olmak istiyordun! Bu iş bitmedi!! Daha başlamadı bile!! Sırf başlangıç biraz uzun sürdü diye umudunu kaybetme!!”

Büyücü cevap vermedi.

Kamijou kesinlikle pes etmeyecekti. Büyücülerin onda ne gördüğü ise tamamen bir muammaydı.

“...Sadece elinizi uzatırsanız buna ulaşabilirsiniz! Hadi başlayalım artık, büyücüler!”

Sağ serçe parmağından çok kötü bir ses geldi.

Doğal olmayan bir açıyla büküldü... ve kırıldı. Bunu fark ettiği an, tarif edilemez güçteki sütun savunmasını yıktı geçti.

Sağ eli yana savruldu.

Işık hüzmesi, hayal gücünü zorlayan bir hızla savunmasız yüzüne doğru fırladı...

“...Salvare000!!”

Işık sütunu ona çarpmadan hemen önce Kamijou, Kanzaki’nin haykırışını duydu.

Japonca değildi bu. Aşina olduğu hiçbir dile de benzemiyordu. Yine de tanıdık bir tını vardı, bir isimdi bu. Erkek öğrenci yurdunda Stiyl ile karşı karşıya geldiği anı hatırladı. Stiyl, her büyücünün büyü yaparken kullanması gereken bir isimden bahsetmişti, onun sihirli adıydı bu.

Kanzaki’nin elindeki iki metreye yakın katana havayı yardı. Yedi metal telin kullanıldığı Yedi Parıltı, havayı yırtan bir hızla Index’e doğru ilerledi.

Ancak hedef Index’in kendisi değildi.

Yedi metal tel, Index’in ayaklarının altındaki dayanıksız tatami zeminini bir anda paramparça etti. Basacak bir yer bulamayan kız geriye doğru düşmeye başladı. Index’in gözleriyle bağlantılı büyü çemberleri de onunla birlikte hareket edince, Kamijou’ya doğrultulmuş ışık sütunu hedefini şaşırdı.

Işık hüzmesi devasa bir kılıç gibi yukarı doğru savrularak önce duvarı, ardından tavanı biçti; geçtiği yerde hiçbir şey bırakmadı. Gece gökyüzünde süzülen kara bulutlar bile ortadan ikiye ayrıldı. Hatta alçak Dünya yörüngesindeki uyduları bile kesip geçmiş olabilirdi.

Işık sütununun temas ettiği duvar ve tavan parçalarından geriye tek bir kıymık bile kalmamıştı.

Yok olan kısımların yerini, en az o ışık hüzmesi kadar saf ve beyaz, ışıktan tüyler aldı. Ağır ağır aşağı süzülüyorlardı. Ne işe yaradığı bilinmeyen birkaç düzine tüy, yaz gecesinde kar taneleri gibi dans ediyordu.

“Bu Ejderha Nefesi! Efsanevi Aziz George’un Ejderhası’nın kullandığı saldırının aynısı! Nasıl bir yetenek taşıyor olursan ol, sakın vücuduna temas etmesine izin verme!”

Işık mızrağıyla olan mücadelesinden kıl payı kurtulan Kamijou, yerde yığılı duran Index’e doğru atılırken bir yandan da Kanzaki’nin sesini dinliyordu.

Ancak o daha kıza ulaşamadan Index’in kafası hareket etti.

Gece gökyüzünü delip geçen ışık sütunu yeniden aşağı doğru savrulmaya başladı.

Yine beni yakalayacak!

“...Innocentius!”

Kamijou kendini darbeye hazırlarken, önünde aniden alevden bir girdap belirdi.

Devasa ateş insansı bir form alıp kollarını iki yana açarak ışığa engel olmak için bir kalkan gibi dikildi.

Birini günahtan koruyan bir haçı andırıyordu bu duruş.

“Git, esper!” diye bağırdı Stiyl. “Zaman sınırı çoktan doldu! Bir şey yapacaksan tek bir saniye bile kaybetme!”

Kamijou cevap vermedi. Arkasına dönüp bakmadı bile.

Bunun yerine, çarpışan alev ve ışığın etrafından dolanarak Index’e doğru koştu; çünkü Stiyl onun bunu yapmasını istiyordu. Kamijou onun sözlerini duymuş, ne demek istediğini anlamış ve bu sözlerin ardındaki tüm duyguları kavramıştı.

Kamijou koştu.

Koştu!

“...Uyarı. Altıncı bölüm, on üçüncü kıtadan okuma yapılıyor. Yeni düşmanlar tespit edildi. Muharebe süreci güncelleniyor. Savaş alanı taranıyor... Tamamlandı. En yakın ve en tehlikeli düşman askeri Touma Kamijou’nun yok edilmesine öncelik veriliyor.”

Index kafasını eğdi ve ışık sütunu büyük bir gürültüyle onu takip etti.

Ancak tam o anda Cadı Avcısı Kral, Kamijou’yu korumak için araya girdi. Işık ve alev birbirini kemiriyor, her biri kendi yıkım ve yeniden doğuş döngüsünü tekrarlıyordu.

Kamijou, şimdi tamamen savunmasız kalan Index’e doğru dosdoğru koştu.

Son dört metre.

Son üç metre.

Son iki metre!

Son bir metre!

“Bekle, dur! Tepene bak!” Kanzaki’nin çığlığı gürültünün arasından sıyrılıp yankılandığında, Kamijou tam elini uzatıp Index’in önündeki büyü çemberlerine dokunmak üzereydi. Adımlarını yavaşlatmadan kafasını tavana doğru kaldırdı.

Işıktan tüyler.

Index’in ışık hüzmesi duvarı ve tavanı yıktığında ortaya çıkan düzinelerce parıldayan tüy. Kar taneleri gibi havada süzülüyorlardı ve tam tepesine inmek üzereydiler.

Kamijou büyüden pek anlamazdı ama durumu kavramıştı. Bu şeylerden tek bir tanesi bile ona değecek olursa başı fena halde belaya girecekti.

Sağ elini kullanırsa bunları kolayca yok edebileceğini de biliyordu.

Ancak...

“...Uyarı. Yirmi ikinci bölüm, birinci kıtadan okuma yapılıyor. Alev büyüsü tekniği başarıyla çözüldü. Bozulmuş haç tasvirinin rünler tarafından oluşturulduğu doğrulandı. Anti-haç kullanımı için teknik inşa ediliyor... Tip Bir, Tip İki, Tip Üç. Eri Eri Rema Sabaktani’nin tamamen aktifleşmesine yirmi saniye.”

Işık sütununun rengi saf beyazdan kan kırmızısına dönmeye başladı.

Innocentius’un yeniden canlanma hızı yavaşlıyor, ışık tarafından geriye doğru itiliyordu.

Tepesindeki düzinelerce parıldayan tüyü sağ eliyle tek tek temizlemeye çalışmak muhtemelen çok fazla zaman alacaktı. O sırada Index kendini toparlayabilirdi ve Kamijou, Cadı Avcısı Kral’ın daha fazla dayanamayacağını biliyordu.

Tepesinde dans eden düzinelerce ışık kanadı vardı.

Ayaklarının dibinde ise duyguları hiçe sayılan, bedeni bir kukla gibi oynatılan yalnız bir kız duruyordu.

Soru basitti: Hangisini kurtaracaktı? Birini seçerse diğeri feda edilecekti.

Tabii ki cevap zaten belliydi.

Touma Kamijou bu savaşlar boyunca sağ elini kendini korumak için kullanmamıştı.

En başından beri bu tek bir kızı korumak için büyücülere karşı savaşmıştı.

Pekala Tanrım, eğer bu dünyanın hikayesi gerçekten senin kurduğun sistem üzerine ilerliyorsa...

Sağ yumruğunu açıp beş parmağını serbest bıraktı.

Sanki avuç içiyle vuracakmış gibi elini ileri doğru uzattı.

...O zaman önce bu illüzyonu paramparça edeceğim!

Ve sağ elini aşağı indirdi.

Siyah yarıklar ve onları oluşturan büyü çemberleri.

Kamijou’nun sağ eli hepsini tek bir hamlede biçip geçti.

Buraya kadar gelebilmek için çektiği onca çileyi düşününce insanın gülesi geliyordu; o kadar kolay kesilmişlerdi.

Tıpkı festivallerde japon balığı yakalamak için kullanılan kağıt süzgeçler gibi, hiç direnç gösteremeden yırtılıp gittiler.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.